Aile
Bu Vatanın
Eli kalem tutan, vefasız bir aydını olana kadar,
Keşke, dağlarında vefalı bir çobanı olsaydım bu vatanın
Belki o zaman kadrini bilirdim
Bu topraklar altında binlerce kefensiz yatanın.
Bu vatanın öyle şanlı bir tarihi var ki
Yazıklar olsun onu üç kuruşa satana
Bu vatanın öyle bir mukaddesatı var ki
Yazıklar olsun, onu hiçe sayana.
Şu topraklar için akıtılan kanları
Kimse görmezden gelip, hiçe sayamaz
Bir nebze, tarihimize saygımız varsa
Kimse, bu vatana hainlik yapamaz!
Herkes, öyle güzel peğelden kesiyor ki
Kimse, kimseye bırakmıyor mangalda kül
Durup dururken, ne var? Aşık diyeceksiniz!
Doğru ya (!) Ortada ne yumurta var, ne de hol...
YazBlogcu
14 Haziran 2010 Pazartesi
Gönderen
Recep Altun;
Etiketler:
Şiirler
Sarıuşağı Mahallesi
Bu mahalle benim ebe, dede yadigarım,
Çelik, çomak, oyunlarını burda oynadık.
Sarıuşağı benim her şeyim, ilk göz ağrım.
Bahçelerinden ilk kayısıyı burda tattık.
Sağ taraftaydı Karahabalı Şuayıb’ın evi,
Etrafı yüksekçe bir duvarla çevriliydi
Bizi ne duvar, ne de bir taş engellerdi,
Kafaya koyduk mu, dinlemezdik Veysel’i.
Dalardık o yüksekçe duvardan bahçeye,
Elmalar, erikler, kayısılar dolardı ceplere,
Halimiz haraptı yakalandık mı Veysel’e!
Çok kol kanat kırdık, bu bahçenin hevesine.
Tatar İzzet’in evi hemen yanı başımızda,
Bir armutları olurdu bahçesinde suluca,
Göz gördü mü, iştah ferman dinlemezdi,
Bizi, kimse yenemezdi, emmimden başka.
Akşam olunca çeşmeye iner kadınlar, kızlar,
Bizi gördüler mi, suya inenlerin içleri sızlar,
Yine geldi derlerdi, testi kırmaya haylazlar,
Bir testinin uğruna okşanırdı, yaramaz başlar.
Gençler, ellerinde tokmak halka olur dibeğe,
Kaynatılmış ve kurutulmuş buğdayı dövmeye,
Tokmağın biri iner, biri kalkar güm güm, dibeğe,
Tüm bu telaş sofradaki bulgur pilavını yemeğe.
Güz geldi mi, başlardı ahali kışa hazırlanmaya,
Bağlar bozulur, üzümler kesilir, atılır şıranaya,
Çemrenirdi ayaklar, üzümden şıra çıkarmaya,
Koşardı çocuklar, bozulan bağları başaklamaya.
Bu mahallenin hikayesi sığmaz böyle dört satıra,
Her yaramaz çocuk bağlanırdı akşamları hatıla,
Daha neler var anlatsam gülersiniz katıla katıla,
Yine bir ara oturacağım, sizlerin başını ağrıtmaya...
YazBlogcu
10 Haziran 2010 Perşembe
Gönderen
Recep Altun;
Etiketler:
Şiirler
Yorgun Gönlüm
Denizin evcilik oynayan karanlık sularında
Dolunay parçalanır küçük dalgalarında
Geceye ninni söyleyen sazların koynuna
Yorgun gönlüm usulca sokulmak istiyor.
Mehtabın ışığında yol alırken gönlüm
Gecenin sessiz limanına sığınmak istiyor
Hafif rüzgarla sallanan karanlık suların
Bir beşik gibi üzerinde sallanmak istiyor.
Dalgalar, sazlarla el ele, susmasın bu ninni
Sular durulmasın, sallansın bir beşik gibi
Güneş doğmasın, bu güzel mehtabın üstüne
Gönül bu gecenin içinde huzura ermek istiyor.
YazBlogcu
8 Haziran 2010 Salı
Gönderen
Recep Altun;
Etiketler:
Şiirler
Çocukluğum
Bacağımda süvarili pantolonum
Ayağımda kilteli naylonum
Elimde kamçım
Önümde dönüyor zerdali topacım.
Ne plastik oyuncaklarım
Ne de tetikli tabancam
Bir tahta parçasından yonttuğum,
Belimdedir kabzalı kamam.
Yalığım yoktur benim
Kolumdur mendilim
Elma iki ısırıklıktır
Nerde şimdiki gibi dilim dilim.
Nalbur telinden, arabamın şasesi
Ayakkabı kutusundandır kasası
En kolay tekerlekler terzi makarası
Çocukluğumun bu en güzel arabası.
Çelik çomak oynadım sokaklarda
Her gün kafam kırılırdı kavgalarda
En keyiflisi, sürmekti düveni harmanda
Ne güreşler tutardım, minder gibi samanda.
Biliyordum sanki, yoktu bunun tekrarı
Doya doya yaşadım, ben tüm bunları
Şanslı olan kim, ben mi?
Yoksa, şimdiki çocuklar mı?..
YazBlogcu
5 Haziran 2010 Cumartesi
Gönderen
Recep Altun;
Etiketler:
Şiirler
Gönül Merdiveni
Engin gönüllerin bahçesine uzanan,
Kırık dökük bir tahta merdivenin;
Bir ayağım en alt basamağında,
Bir ayağım sonrakine hazırlanmakta...
Yağmurdan, güneşten yarılmış,
Çivileri yerinden oynamış,
Çaresiz bakıyorum merdivene,
Tereddüt ediyorum taşır mı beni diye...
Çıkıyorum bir bir basamakları,
Büyük bir haz ve sevinçle,
Tam gelince orta yerine,
Kırılır basamak, düşerim ben yere,
Kimseler acımaz halime,
Bir de onlar vururlar,
Düştüğümde kırılan belime...
İşte dostlarım; budur, benim günahım,
İyilere lafım yok, kötüleredir ahım.
Sermayedir artık bana;
Acımasız yılların ağarttığı saçlarım...
YazBlogcu
Kırık dökük bir tahta merdivenin;
Bir ayağım en alt basamağında,
Bir ayağım sonrakine hazırlanmakta...
Yağmurdan, güneşten yarılmış,
Çivileri yerinden oynamış,
Çaresiz bakıyorum merdivene,
Tereddüt ediyorum taşır mı beni diye...
Çıkıyorum bir bir basamakları,
Büyük bir haz ve sevinçle,
Tam gelince orta yerine,
Kırılır basamak, düşerim ben yere,
Kimseler acımaz halime,
Bir de onlar vururlar,
Düştüğümde kırılan belime...
İşte dostlarım; budur, benim günahım,
İyilere lafım yok, kötüleredir ahım.
Sermayedir artık bana;
Acımasız yılların ağarttığı saçlarım...
YazBlogcu
28 Mayıs 2010 Cuma
Gönderen
Recep Altun;
Etiketler:
Şiirler
Yazname


Yaz, bir emir midir, ucu kırık kaleme?
Yoksa bir mevsim midir, yaşamayı sevene?
Her mevsim bir yazdır, sevmesini bilene
Üşüyen gönülleri, bırakın yazın güneşine.
Ne çoban olabildim yazıda, ne de kuzu
Dört gözle bekledim hep, bu sıcak yazı
Yaz akorduna çekmişim, üç telli sazı
Nasıl çekeyim ben, yazdaki bitmez nazı.
Ayvanın türküsünde almış yaz yerini
Yine kırdık dört satırla yazın belini
Gün dönmeyince göstermez yaz kendini
Bahar’da nazlanır, vermez yaza elini.
Yazalım yaza, göstersin artık yazlığını
Kim bilir bu, kimin son göreceği yazı?
“Yazımızı yaz, kışımızı kış eyle" diye
Edelim Mevla’ya, hep birlikte duamızı.
Recep Altun - 24.05.2010
24 Mayıs 2010 Pazartesi
Gönderen
Recep Altun;
Etiketler:
Şiirler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






